Tarih / Sıra: 04.06.2020 / 92
Fikrin Alanı: Yöneticilik
Fikrin Sahibi: Ahmet Nedim ERDEMİR

Yönetimde Adalet ve Meşruiyeti

Kurumsal yönetimin temel ilkelerinden bir tanesidir adalet. Adalet, hakkın gözetilmesi ve sahibine teslim edilmesi anlamına gelmektedir. SPK da adaleti temel ilke olarak kabul etmiş ve şirketlerin bütün hak sahiplerine (şirketin tüm paydaşları) karşı eş standartlarda yaklaşması ve sözleşmelerine sadık kalması olarak tanımlamıştır. Bu bakış açısı ile yaklaşırsak birçok şirketin rasyonel olarak izlediği karlılık, büyüme, verimlilik, ciro gibi stratejilerin yanı sıra, müteşebbislerin ve yöneticilerin temel strateji ve hedeflerinden bir tanesi de şirkette adaleti sağlamak, sürdürmek ve geliştirmek olmalıdır.

“Adil olmak” deyince, aklımıza direkt olarak çalışanlara karşı adalet gelmektedir ancak adalet kavramını sadece çalışan ile kısıtlamak doğru olmayacaktır. Şirketin ortakları ve hissedarları, müşterileri, tedarikçileri, kamu dahil tüm paydaşlarına karşı adil olma sorumluluğu bulunmaktadır.

Peki kime göre hak? Hak ve hak olmayanı ne belirler? Şirketlerde adaletin meşruiyetini nasıl sağlarız?

Adaletin meşruiyeti yazı ile olur. Sosyal ve organize toplumlarda hak, hukuk sistemlerinde tanımlanmış, hakkı teslim etmeyen ve sorumluluklarını yerine getirmeyenlere yönelik ceza hukuku oluşturulmuştur. Şirketlerde de müteşebbis ve yöneticiler her ne kadar adil olduklarını iddia etseler de şirket mevzuatı ve sözleşmeleri oluşturulmamış ise, adalet ortamını ve paydaşların buna yönelik algısını oluşturmak mümkün olmayacaktır, çünkü herkesin kendince haklı olduğu durumları sadece ortak olarak belirlenmiş yazılı ve objektif kurallar, tanımlar ve sözleşmeler çözebilir. Bunların bulunmadığı ortamda gücü olan veya talep eden taraf öne çıkacaktır. Ortaklar arasında ortaklık sözleşmesi, aile anayasası vb. mevzuat ile, müşteri ve tedarikçilerle yasalara uygun olarak hazırlanmış ve ihtiyacı karşılayan kapsamda sözleşmeler ile, çalışanlara yönelik ise şirket içi mevzuat ve sistemler ile tarafların haklarını ve sorumluluklarını bildiği bir çalışma ilişkisi oluşturmak gerekmektedir. Şirketlerin tüm koşullarını yönettiği paydaş olarak çalışanlara yönelik biraz daha detaya girersek;

  • Şirket içi uygulamaların ve temel prensiplerin tanımlandığı İşyeri ve Çalışan El Kitapları, İnsan Kaynakları ve Disiplin Yönetmelikleri,
  • Çalışanlar arası görev dağılımının yapıldığı ve iş yükü dengesinin kurulduğu Görev Tanımları,
  • Çalışanların aylık ücretlerinin belirlenmesinin standarda bağlandığı Ücret Sistemi,
  • Çalışanların araç, telefon, sağlık sigortası, yemek, ulaşım vb. yan haklarının standartlarının tanımlandığı Yan Haklar Sistemi,
  • Şirketin hedeflerine doğru ilerlemesine katkı sağlayan ve çalışan ile çalışmayanın ayrıştırıldığı Performans ve Prim Sistemi

başta olmak üzere birçok mevzuat ve sistem adalet ve fırsat eşitliği ilkelerine ve yasalara uygun olarak hazırlanmalı ve farkındalığı kazandırılmalıdır. Bu mevzuat ve sistemler katılımcı bir politika ile çalışanlar da sürece dahil edilerek hazırlanmalı, geri bildirimler dikkate alınarak sürekli geliştirilmeli ve güncelliği korunmalıdır.

Dinimizde, “Allah size mutlaka emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmekttiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” -Nisa Suresi 58. Ayet-‘te olduğu gibi birçok ayet ve hadisimizde adalet net bir şekilde emredilmektedir. Yaradan ve mutlak güce sahip olan rabbimiz bile adaletini yazı ve kuralları üzerinden aktararak kullarına karşı %100 şeffaflık ile Dünya hayatının doğrularını, yanlışlarını, ödüllerini ve cezalarını tanımlamış ve taraflara aktarmıştır. Bu durumda şirketlerimizde kuralsız, tanımsız, standartsız bir şekilde yönettiğimiz gücün hesabını nasıl verebileceğimizi yoğun bir şekilde düşünmemiz gerekiyor.

Öte yandan meşruiyetini yazı ile sağladığımız adalete uymadıkça, adaleti işletme ve ilişkilerimize tesis etmemiz mümkün olmayacaktır. Karşılıklı olarak belirlenmiş koşullara uymayı ve uyulmasını karşı taraftan talep etmeyi prensip edinmeliyiz. Birçok şirket maalesef ticari ilişkilerinde, belirlemiş olduğu sözleşme / anlaşma koşullarına (tahsilat-ödeme, kalite, bilgi güvenliği, termin vb.) riayet etmemekte ve bunu özellikle tedarikçi ilişkilerinde doğal bir durum olarak görmekte, bir sorun olarak görmemektedir. Müşteri ilişkilerinde ise müşterinin bu hususları sorun etmesine bağlı olarak reaktif yaklaşımla bu prensip ele alınmaktadır. Her şartta ve koşulda hakkını veren, sözünde duran, zaruri olarak duramayacağı durumlar da önceden bunu karşı tarafa ileten ve çözüm yolları arayan işletmeler uzun vadeli ticari ilişkiler kurabilmekte ve piyasa itibarlarıyla tüm paydaşları tarafından çalışılmak istenen kurumlar halinde gelmektedirler.

Adaletin olmadığı yerde sürdürülebilir başarının mümkün olmayacağının ve kısa dönemli başarılarımızın / edinimlerimizin de bereketi olmayacağının farkındalığını kazandığımız an, adil bir şirket olmaya yönelik ilk adımımızı atmış olacağız.

Adil ve başarılı çalışmalar dilerim…

Copyright 2020 DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi A.Ş. Tüm hakları saklıdır.
Haftalık Yayın Listemize Kayıt Olun