Tarih / Sıra: 07.05.2020 / 89
Fikrin Alanı: Yöneticilik
Fikrin Sahibi: Prof. Dr. Muhittin KARABULUT

Küresel Coronavirüs Salgını Ortamında Ulusal Ve Küresel Kültürel Değerler Zinciri

Küresel Coronavirüs (COVID-19), sadece arz değer zincirin kırmakla kalmadı, ulusal ve küresel kültürel değer(ler) zincirini de kırdı. Bir zincirin, en zayıf halkası kadar kuvvetli olduğu söylenir. Bu defa, sadece bir halka değil, neredeyse tüm halkalar hasar görmeye başladı.

Değer zinciri kırılan kültür, öğrenilmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılan somut ve soyut değerler bütünü olarak tanımlanabilir. Değer kavramı, değişik açılardan ele alınabilmektedir. İşletmecilik alanında değer, elde edilen yararın katlanılan bedelden fazla olduğu bir durumdur. İşletmecilik alanında değer zinciri (M. Porter), birincil faaliyetler (tedarik ve üretimden, pazarlama ve satış sonrası hizmete kadar bir seri işlev) ile destek faaliyetlerin (planlamadan finansmana kadar bir seri işlev) etkileşimi sonucunda, işletme/ortaklarının elde edeceği kâr olarak ele alınmaktadır. Biz, değer zincirine, sadece ortakların değil, tüm paydaşların elde ettiği yarar açısından bakmaktayız. Nitekim bu değer zincirindeki kırılmayla sadece ortaklar değil, tedarikçiden işçiye/insan kaynaklarına, hatta devlete kadar, tüm paydaşların kaybettiği bir sürece girildi.  Bir kuşaktan diğerine etkileşimle aktarılan öğrenilmiş kültürel değer/ler zinciri ise, somut (ürünlerden mimari yapılara) ve soyut (dinden geleneklere) kültürel faktörlerin etkileşimiyle oluşmaktadır. COVID-19, ulusal ve küresel ölçekte, bu kültürel değerler zincirini de vurdu ve yeni değerler oluşturucu bir öğrenme sürecine girildiği söylenebilir.

COVID-19 madalyonunun ”öbür “ yüzüne ilişkin “komplo teorisini” de aşan bazı iddialar  var. Bu virüsün kuvvetlendirilmiş biçimde yapay olarak üretildiği,  özel ve kamu kaynaklarıyla finansal olarak desteklediği de iddia ediliyor.  Bu virüs, bu desteklerle “laboratuvarda çoklu müdahalelerle kuvvetlendirilerek yapay olarak üretildiği veya bu esnada laboratuvardan kaçtığı” iddiaları veri alınacak olursa, sonuçta, Çin’den (bazılarına göre ise, ABD’den transfer edilerek) bütün dünyaya (pandemi) yayıldı. Tarihsel bir “cilve” olsa gerek, “bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür” sözünün de bir Çin Atasözü olduğu söylenir.  Bazılarınca fırsata çevrilmeye çalışılan bu küresel pandemi tehditindeki  “fırsat ve tehdit” kelimelerinin de Çince aynı yazıldığı (aslında bunun yanlış bir tercüme olduğu da) ifade edilir! Bu virüs, yaklaşık, 1,5 milyar nüfuslu Çin’de, sadece 3.300 kadar ölüme (bazılarına göre, daha sonra %50 artırılmasına rağmen, bazı düzeltmeler yapılsa da çok daha fazlasının gizlendiği iddiası da var) sebep olurken, dünyanın kalanında, Çin deneyimine rağmen, nüfuslarına nispetle çok daha büyük bir yıkım yaratmaya devam ediyor.

Sorun, bir “salgın yönetimi sorunu” (“kelebek etkisinin” iyi yönetilememesi) olarak da nitelendirilebilir.  Henüz, etkin bir ilaç ve aşı da geliştirilmiş değil ve “sınama yanılmayla” çözüm bulunmaya çalışılıyor. İlaç sektöründe AR-GE’ye milyarlarca dolarlar yatırılmasına rağmen, bu konuda, araştırma süreçlerinin zaman boyutunun etkinliği de (virüs yapay olarak üretildiyse, pazarının büyüklüğü dikkate alınacak olursa,  bir başka küresel jeo-politik ve stratejik deneyin testi de değilse, bunun aşı ve ilacının da hazır olması beklenir!) sorgulanabilir. Bununla birlikte, aşı ve ilaç üretilse bile, bunun, hemen ve yaygın bir biçimde küresel pazara sunulmayacağı, üretenlere “ihracat yasakları” vb. getirilebileceği de iddia ediliyor. Aşılanlara “aşı sertifikası/pasaportu verilmesi, hatta vücutlarına bir chip/çip takılması vb. yaklaşımlar da savunuluyor! Diğer bir deyişle tünelin ucunda henüz ışık görülmediği gibi, tünelin ne kadar uzun olduğu da bilinmiyor!

Bu virüs, küresel ekonomileri, insan, mal, araç vb mobilitesini (hareketliliğini) ve arz değer zinciri ile kültürel değer zincirini vurmakla kalmayıp ekonomik olarak, büyümeyi ve gelir dağılımı basamaklarını da (daha zayıf katmanlar aleyhine) büyük ölçüde tahrip etti. “Bir damla petrol, bir varil kan” diye bir asırdır bağırarak yüzbinlerce insanın kanını içenler, küresel üretimin tıkanması nedeniyle petrol kontratlarının varilini “eksi fiyatlarla” (maliyetinin de altında) bile satmaya başladılar!  Gelir dağılımı katmanının/zincirinin en zayıf halkası olan en alt ve bunun bir üstündeki halkayı da (ki, nüfus piramidinin en büyük bir bölümünü oluşturuyor) silip süpürdü. Dünya, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası oluşan üye ülkelerin ekonomik kaosundan çok daha beter bir durumu yaşıyor! Sovyetler sonrasının “Nataşaları”,  küresel ölçekte artabilir! Ek iyileştirici önlemler alınmazsa, “fırınlar” da tehdit altına girebilir! “Fırınlara” yönelik olası tehdidi azaltmak için, birçok ülke (GSYİH’nın %1-5’ini bulan) milyar dolarlık “destek paketleri” açıklıyor.  Yakın zamana kadar “bir numaralı toplum düşmanı” olarak nitelendirilen işsizlik, ülke nüfuslarının %10’unu aşmaya başladı. Bazı firmaların “çöp tahvilleri” de satın alınmaya başlanıyor.  Yeni bir denge arayışı ile herkes “Keynes’in ruhunu” çağırıyor! Bu arada, bu anormal duruma ilişkin algıyı, “normale” dönüştürmek için, 2000’li yılların başlarında kullanılmaya başlanan “yeni normal” kavramı, bugünlerde daha sık kullanılmaya başlandı!

COVID-19, öğrenilmiş değerler bütünü olan kültürel değer zincirinin somut ve soyut boyutlarını kırarak değiştirmeye başladı. Soyut kültürün birer ögesi olan toplu dinsel ritüeller (bizde cemaatle namaz, cenaze namazı, defin merasimi, taziye ziyaretleri, mevlit, hac/umre, toplu iftarlar vb.) ve öğrenilmiş değerleri yansıtan gelenekler (ziyaret, el/yanak öpme, sarılma, öpüşme, kafa tokuşturma vb.) ve hatta bir metreden az romantik mesafeler vd.  birer “tehdit” unsuru haline dönüştü. Aile üyeleri ve arkadaş çevresinin birbirilerinden kaçtığı/kaçındığı, Kur’an’da belirtilen Kıyamet sahnesi gibi (Abese suresi, 33-37. ayetler), “küçük bir Kıyamet sahnesi” olarak yaşanıyor! Fil suresindeki “Ebabil Kuşları’nın” bir orduyu nasıl yok edebileceğine “akıl-sır erdiremeyenler” için, “kuş gripleri” ve bu virüs, “yeni normal” haline dönüştü! Bu virüsün Çin’den yayıldığı dikkate alınacak olursa, merak edilen ve “Çin Seddini” yıkarak geleceği iddia edilen “Yecüc-Mecüc’ün” de “görünmez düşman” olan bu virüsle birlikte “yeni Yecüc-Mecüc” olduğu da bazılarınca savunulabilir! Bazıları da evreni altı evrede yarattığı ve yorulup emekliye ayrıldığı (!) sanılan Allah’ın, kendisini hatırlattığını söyleyebilir!

Kültürün somut değerleri de değişmeye başladı.  Hz. İbrahim’in yeniden inşa ettiği Hz. Adem’in  (bazılarına göre Hz. Şit) Kâbe’si ve Hz. Muhammed’in mescitleri (elbette kilise ve havralar vb.) kapatıldı. Her türlü etkinlik, eğlence, düğün, üretim- tüketim, konaklama vb. mekânları ile toplu seyahat araçları, lojistik vb. potansiyel tehdit unsurları haline geldi. Bulunabildikçe, neredeyse, tüm dünyaya yayılan maske, “küresel peçe” haline dönüştü!

Emekliler, kendilerine verilen maaş, yardım ve ikramiyeleri gidip bankadan, ATM’lerden, PTT’den alamadı. Taşımalı-taşımasız eğitim uzaktan/sanal ortamda eğitime dönüştü. Araçlar parklarda/garajlarda, yol kenarlarında yatıyor. Tatil beldelerinde konutları olanlar, iş/fabrika sahibi olanlar vb. yerinden kıpırdayamadı. Moda defileleri yapılamadı; giyilecek ve “şov” yapılacak yer de olmayınca yeni ürünler de (e-ticarete rağmen yeterince) satılamadı. El ve kol takıları, ele-kola, “el salladı!” Eski filimler ve maçlar nostaljik oldu! “Beş yıldızlar”  “boş yıldız” oldu! COVID-19 dışı hastalıklar bile “kayboldu”,  coronavirüs hastanelerde “baş konuk” oldu ve tüm hastalıklara “şah” dedi! Karşımızdaki diş hastanesi bile haftalardır neredeyse çalışmıyor. Anlaşılan, tüm hastalıklar “psikolojikmiş”, kimsenin “dişi bile ağrımıyor”! ”Mülkiyetin/servetin “anlamsızlaşması” gibi bir durum yaşanmaya başladı! COVID-19, yeni bir milat olacak: MÖ ve MS yerine, C-19Ö ve C-19S! “COVID-19’dan çıkış” sonrası, “Ashabı-Kehf” parası gibi, neredeyse,  tüm varlık, servet ve paranın değersizleştiği de görülebilecek! Sanal para ve dokunmasız kartlar/sanal kodlar, “parasız para” haline gelebilecek!

Sanal “âlem”, küresel “sığınaklara” ve yeni iş (eğitim, evden çalışma vb.) ve yeni ürün alanlarına dönüştü, daha da dönüşecek. Kurum ve kurallar, politika ve stratejiler, yasal mevzuatlar vb. değişecek. Sanal ortam ve Endüstri 4.0, “işsizlik” için potansiyel bir tehdit olarak görülüyordu; bu, hızlandı ve bazıları için yeni fırsatlar ve servetler yaratırken, diğerleri için fiili tehdit haline dönüşmeye başlayacak. Ev temizliğine gidenler için bile “işsizlik” başladı! Sadece işsizler ordusu değil, “nöbetleşe çalışan yeni işsizler” orduları da (işsizlik tanımları da değişecek) oluşabilecek, “COVID-19 yoksulluğu” yaygınlaşabilecek ve “sosyal devlete” duyulan ihtiyaç da artabilecek. Bu durum, sosyal devlet iyi yönetilemezse, “sadaka devleti yöneticilerinin” önünü de açabilecek!

 IV. Murad’ın bile kapatamadığı kahvehaneler kapandı! Bir yaşlılar yurdunda konaklayanların ve bunlara hizmet edenlerin neredeyse tamamının coronavirüse yakalanarak hastalandığı dikkate alınacak olursa, durum, yetkin ve etkin önlemler alınamazsa, neredeyse “toplu intihar” gibi bir tabloya dönüşme potansiyeli de taşıyor! Böylesi bir durum, Yunus’un ifade ettiği “gariplerin”, günler sonra bulunan cesetlerinin sayılarını da artırabilir; “soğuk suyla” bile yıkanamayabilirler! Bu, “emekli düşmanı ve SGK seven” bir virüs! Bir şarkının başlığını biraz değiştirirsek, şöyle diyebiliriz: “Sen neymişsin be Coronavirüs!”

Bu aşamada, somut ve soyut kültürel değerlerde, çözüm; “sakınma, korunma, maliyet ve kuyruk zamanı artırıcı, 1-2 metrelik fiziki/sosyal mesafeli seyrekleştirme”, kişisel/gönüllü ve idari/yasal karantina (köpeği olanlar hariç! Sokak hayvanları için sahip edinme fırsatı!) kısa dönemli çözümler olarak takdim ediliyor. Bir taraftan aşı ve yeni ilaç için bazı AR-GE çalışmaları yapılırken (sonuçlarının ne kadar kısa sürede yaygınlaştırılacağı bilinmese de), minarelerden de dualar yapılıyor. Ancak, ünlü bir “cemaatin” sitesinde, Hz. Muhammed’in, duaların kabulü için “helalinden kazanç sağlamanın” önemine vurgu yapan hadisine yer verildiğini görüyoruz. Keşke, minarelerden, bu hadise de yer verilse…

“Temizlik imandan gelir” Atasözündeki temizlik, bu defa, sadece imanın göstergesi olmanın ötesinde, “dokunma ve el yıkamanın” yarattığı hassasiyetlerle kaygı, endişe, stres ve psikolojik rahatsızlıklara da kaynaklık etmeye başlayabilecek. Toplumların toptan psikolojik destek alma ihtiyacı ve “ilaç” (bu arada, “kocakarı” ve üfürükçü “çözümlerine!” de dikkat) bağımlılıkları da artabilecek. Sistematik ve sağlıklı toplumsal çözümler ve yaklaşımlar geliştirilemezse, sanal suçlar dâhil, yeni “suç” türleri de gelişebilecek.  Bu arada, “kötülük örgütleri”, birkaç on milyon dolarlık harcamalarla tüm dünyayı tehdit eden yeni virüsler de geliştirebilirler! COVID-19 “testinin”, ilk “sarı öküzü” elde ettiği söylenebilir! Birileri, “sıradaki gelsin” diyebilir!

Sanal okur-yazarlığı olmayanlar,  hatta olanların bile yeni gelişmeler karşısında sürdürebilirliği sağlayamasalar, yakın geleceğin (iş, meslek gelir, servet vb.) kaybedenleri haline dönüşebilecekler. Sanal ortam, teknoloji ve yazılımlara dayalı yeni yönetim biçimleri oluşabilir ve yeni Firavun/ların emri altına girebilir. Sanal ortamda, giderek, insanlara chip takma yaklaşımıyla “biri bizi gözetliyordan” da öte, “şah damarının” atışı, yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, yazdığımız, okuduğumuz, sanal ve sosyal olarak konuştuğumuz (daha şimdiden, hastalanan bir kişinin an itibariyle kimlerle temasta olduğu telefonuyla takip edilebilir hale geliyor), hatta düşündüğümüz vb. de izlenebilecek! Onlarca kişiyle “an itibariyle” sanal ortamda görüşmeler de yapılabilecek. Demokrasiler de (ABD seçimleri bütçesinin yarısını 160 kadar kişi/aile karşılıyor!) sanal seçim ve sanal temsile/meclise dönüşebilir ve bu temsilciler, “yeni Firavun’un adamları” haline) dönüşebilir!

Yakın gelecekteki gelişmeler, Trump’ın tweetleriyle (çökertme tehditleri, bu defa, etkili olamadı ve COVID-19’u çökertemedi! Sürü bağışıklığını/bulaşmasını savunan İngiltere başbakanı, ilk bulaşan “baş toklu” oldu!) neredeyse tek dünyaya dönüşen küresel tablo, iki basamaklı  milyar dolarlık varlıklara/bütçelere sahip siyaset yapıcı küresel stratejik örgütlerin/vakıfların desteklediği “düşünce kuruluşlarının” geçen yüz yıldaki “tek dünya devleti” (Dünya 4.0) senaryosunun testine de hazırlık olarak değerlenebilir! Bunun sosyo-psikolojik, ekonomik, politik, teknolojik ve sanal senaryosunun/ mühendisliğinin “test aşamasında” olduğu da söylenebilir. Tek devlet gücünün karşısında rakip veya muhalif bırakmamak için kristalize haline getirilerek oluşturulacak devletçiklerin tuvalete bile izinsiz gidemeyecek (tuvalet çıktıları bile kontrol altında tutulacak)  “liderleri”, “çökertme/tasfiye” tehditleri altında, “yenidünya Firavun’un”  buyruğu altına girebilecek. Bunlar, “Babil Kuleleri’nde” (Burç Halife gibi yapılarda) oturarak, Allah’a erişemeseler de kontrol altında tuttukları kendi “kabileleri” için birer “küçük Firavun” olarak, “büyüklük” taslayabilecekler! Böylesi bir süreçte, başka bir yeni peygamber gelmeyeceğine göre, bilinmez, belki de insanları, “tek dünya devletinden” ve “yeni Firavun’undan” kurtaracak yeni bir “Musa” gelir! Bununla beraber, böylesi bir “yeni Musa” gelse bile, yine de gidip “yeni bir öküze” tapınacaklar çıkabilir!

Kültür değişmelerinin, alternatifi yaratılamazsa, zor ve uzun zaman alıcı olduğu savunulurdu; COVID-19, bunu çabucak gerçekleştirdi! “Yeni normal” olarak algılatılmaya çalışılan, “yeni bir dünya kuruluyor” yaklaşımı “torbasının” içerisine pek çok şey atılabilir.  Bundan böyle, jeo-politik, ekonomik, sosyal, sanat, mimari, zenaat, tasarım (musluktan kapı/koluna),  sanal ortam/teknoloji ve ürünleri vb.de yaygın değişiklikler olabilecek! Ulusal ve küresel kültürel somut ve soyut değer zincirinin yeniden oluşmasıyla tüm alışkanlıklarımız, davranışlarımız, yaşam tarzımız (emeğimizi, zamanımızı, olan-olmayan servetimizi/paramızı kullanma/harcama biçimimiz), düşünce, politik, ekonomik, sosyal, psikolojik, hatta romantik ilişki ve eylemlerimiz de değişebilecek! Bu “değişim” sürecinde, insanlık da, paylaşmadıkça, “beş para” etmeyecek!

Küresel COVID-19’un yarattığı bu “küçük kıyameti”, bir “fırsat” olarak görüp, “en büyüğüne”, sahih Hadis’teki (Tirmizî) ifadesiyle “boynuzsuzun boynuzludan” hakkını alacağı güne dönük olarak, bu günleri, bir hazırlığa/egzersize dönüştürmek ümidiyle iyilik, güzellik, doğruluk ve esenlik içinde geçirmenizi dilerim…

 

Copyright 2020 DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi A.Ş. Tüm hakları saklıdır.
Haftalık Yayın Listemize Kayıt Olun