Tarih / Sıra: 1.12.2020 / 101
Fikrin Alanı: Kişisel Gelişim
Fikrin Sahibi: Münir ARIKAN

Hız Yüzyılı

Çok değil, bundan 50-60 yıl önce, Kağnı Hızı’nda yaşardık hayatı. Bu gün İstanbul’da bir sitenin garajındaki araç sayısının, Anadolu’daki toplam araç sayısını geçtiği yıllardı. At arabaları vardı kasaba ve köylerde. Şehirlerde insan taşıması Faytonlarla yapılırdı. At hızındaydı maksimum hayat. O da, dört nala koşacak halin yoktu zaten. Rahvan at hızında yaşardık hayatı. Anadolu’nun ormanlarından, ormancıların kağnılarla kütük çektiği, kağnılara koşum yapılıp, tarla sürüldüğü yıllardı.

Yavaştı hayat! Bir o kadar da stressiz. Aslında hayatımıza stres kelimesinin bile girmediği yıllardı. Stres ne kelime. Huzurluyduk hepimiz. Yavaş, sessiz, sakin, huzur dolu bir hayat.

Vehbi Koç anılarında, Ankara’dan Eskişehir’e 4 günde, İstanbul’a ise 8 günde gittiklerini anlatır. 6 gün Ankara – İnebolu. Atlarla. O da atlar normal hızda giderse. 2 gün ise Vapur gelir ve Karadeniz coşmazsa İnebolu – İstanbul Vapur yolculuğu.

Şimdi İstanbul İzmir 5 saate düştü. Hala beğenmiyoruz. Basında son günlerde sıkça süre kısaltma yatırımları okuyorum. (İstanbul – İzmir Otoyolu süre ve yakıttan 5 milyar TL tasarruf sağlayacakmış. Aynı şekilde geçen günlerde açılan  Aydın-Denizli Otoyolu, seyahat süresini 2 saat 15 dakikadan, 1 saat 15 dakikaya düşürecekmiş. Yol sayesinde, zamandan yıllık 472 milyon ve akaryakıttan 142 milyon olmak üzere toplam 614 milyon TL tasarruf edilecekmiş. Amacım size son dönemde yapılan yatırımları anlatmak değil. Ama buradan hız yüzyılına gelmek istiyorum.

Eskiden 8 günde gidilen bir yolu 8 saatte çekecek gücümüz kalmadı. 4 saate düşen İstanbul Ankara yolculuğunda, sanırım bundan  sonraki hedefimiz mümkünse 8 dakika olacaktır. İnanılmaz hızlandık. Saatte 20-30 km hızla gidiyordu ilk arabalar. Önlerinde araba geldiğini uyaran – düdüklü ve bayraklı yaya görevliler vardı. Yol açıyorlardı şehir merkezinin kalabalıklarında arabalara.

Şimdi saatte 340 km hızı beğenmiyoruz. Kanunlar el verse, araçlarda hedefimiz 500 km. Sırf bu hız tutkumuz yüzünden, ABD’li ünlü girişimci Richard Bronson, Virgin Hyperloop adlı şirketi ile  Hyperloop adını verdiği kapsüllerde, insanlı ilk test sürüşünü geçen günlerde yaptı. Ve bu Yeni Nesil Ulaşım Aracında 172 km hıza ulaştı. Yerçekimsiz Vakumlu bir tüp içerisinde, sürtünmesiz bir şekilde yapılan bu yolculukta hedef kısa zamanda saatte 1.000 km hıza ulaşmak.

Hızın hayatımıza etki ettiği alanlardan birisi de şüphesiz haberleşme. Biz daha 5G’yi tartışırken, Çin 6G Test Uydusunu, Şanşi bölgesinde Taiyuan Uydu Fırlatma Merkezi’nden Uzun Yürüyüş-6 Roketi’yle başarılı bir şekilde uzaya fırlattı bile. 6G Teknolojisi, daha küçük güç çıkışına rağmen, uzak mesafede kayıpsız iletişimi sağlayarak 5G’den tam 100 kat daha hızlı olacak! (Meraklıları için buraya küçük bir not düşelim. Hem de hıza ne kadar meraklı olduğumuzu görmüş olalım.)

1980’lerde 1G vardı. Saniyede 2 Kb veri indirmek mümkündü. (2 Kbps)

1990’larda 2G ile 1 saniyede 10 Kb  (10 Kbps)

2000’lerde 3G ile 1 saniyede 384 Kb  (384 Kbps)

2010’da 4G ile 1 saniyede 1 GB  (1.024 kilobayt Kb = 1 MB ve 1.024 megabayt MB = 1 GB Yani 1 GB tamı tamına 1.048.576 Kb yapıyor. Şu beğenmediğimiz, bize kafa yedirten internet hızı, 20 yıl öncenin tam 2.730 katı ama bizi hala mutlu edemiyor.

Ve 2020’de 5G ile 1 saniyede 10 GB veri indirmek mümkün oldu. Ama sıkı durun! 6G, şimdikinin 100 kat daha hızlısı bir internet hedefliyor. Yani birkaç yıl içinde 10 GB x 100 kat hız = tam 1.000 GB yani yaklaşık 1 TB terabayt veri iletim hızına ulaşacağız saniyede. Ama inanın bu hız da bize yetmeyecek. 1980’li yılların sonunda ilk ticari bilgisayarları kullanma şansına sahip olanlar hatırlayacaktır. Tırt… Tırt… 3-5 dakika, bilgisayarın açılması sürerdi. Şimdi biz elimizi açma tuşuna götürürken, açılsın istiyoruz, bilgisayarlar.

Aslında bu hız tutkumuzu 25-30 yıl önce fark etmiş büyük üstad Peter Drucker. O zamanlar katıldığım bir seminerinde, “Kusursuz olmaya çalışmayın hızlı olun” demişti. O zamanlar Üstadı anlamadığımız kesin. Çünkü hız hayatımızda bu kadar önemli bir yer tutarken, onun gerçek önemini anlamamız Korona Günlerinde oldu.

Temel ihtiyaçlarımızı karşılamanın, alışveriş yapmanın ve hatta maişetimizi temin etmek için bile dışarıya çıkmamızın riskli olduğu bu günlerde, eğitim, uzaktan çalışma, sipariş ve alışveriş dahil hemen hemen her şey internet üzerinden dönüyor. Sanal alem Dünya Tarihi’nde hiç bu kadar yüksek reytinge ulaşmamıştı.

Geçenlerde bir konuşmasında Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın, “Ticarette yeni nesil bir e-ticaret kavramından söz etmeye başladık: Hızlı ticaret veya kısa adıyla h-ticaret.

Eskiden ticareti; Ticaret & e-ticaret olarak ikiye ayırırken bugün;

Ticaret

E-ticaret &

H-ticaret olarak üçe ayıracağımız bir döneme girdik” demişti.

Bendeniz acizane buna bir de C ticareti eklemek istiyorum. Daha H Ticareti açıklamadan bir de C Ticaret’e değinmemi şaşırtıcı bulabilirsiniz. Ama merak etmeyin dördünü de açıklayacağım.

Ticareti biliyorsunuz. Az çok hepimiz bir şekilde yapmışızdır.

Ama E-Ticaret’i sadece internet üzerinden satış yapan kurumlar gerçekleştirmiştir ve bu sistem üzerinden online olarak sipariş veren tüketiciler de bu E-Ticareti deneyimlemiştir, bir şekilde.

Pandemi Dönemi’nde bu E-Ticaretin hızlı olmasının gerektiği çok özel bir döneme girdik. Eskiden anne veya eşlerimiz kahvaltı hazırlarken, ekmeği unuturlardı. Her şey hazır ama ekmek yok. Eee. Haliyle bize de bir koşu gidip almak düşerdi. Ama şimdi dışarıya çıkmanın belli riskler barındırdığı Salgın Günlerinde, bizim ekmek alıp gelme süremize yakın bir sürede, istediğimiz ürünü, anında evimizde veya iş yerimizde istiyoruz. Son dönemde rekabeti kızışan Eve Teslim Sektörünün çok daha büyüyeceğini düşünüyorum. Sadece onlar mı? Normal Marketler bile, 30 dakikada teslim seçeneği koydular web sitelerine. Şimdilik Moto Kuryelerle hızlı paket servisi yapıyorlar. Ama 15-20 dakikanın da bize uzun geleceği günler gelecek, yakında. Ve o zaman Dronlarla Teslimat hızla yaygınlaşacak. Dünya’da epey örneği var. Zaten Kargo, Ambulans ve taksi amaçlı kullanıldığı ülkeler var ama yaygınlaşması 3-5 yılı bulacak)

Dolayısı ile alt yapısı buna hazır olmayan, teknolojiyi doğru ve etkin kullanmayan işletmelerin bu hızlı değişim döneminde ayakta ve hayatta kalamayacağını düşünüyorum.

Peki C-Ticaret bu Hız Devrimi’nin neresinde? C-Ticaret, Online Canlı Satış Ticaret’i demek. Özellikle Fenomen, influenzer ve youtuber dediğimiz yüksek takipçi ve hayran kitlesine sahip kişilerin işletmelerce kullanıldığı bir ticaret yöntemi. Veya bu fenomenler kendi ürünlerini de C-Ticaret ile pazarlayabiliyorlar.

C-Ticaret adı üstünde canlı ticaret. Web üzerinden belli portallarda sektörel canlı satış sürecine dahil oluyorsunuz. Bazen bir açık arttırma usulü ile teklif verdiğiniz, bazen ilk teklif verenin kazandığı değişik uygulamalar var. Önemli olan C-Ticaret’in satış kısmı yani ürün seçme kısmı değil. Olay bundan sonra başlıyor. C-Ticaret ile Canlı yayında görüp-beğenerek satın aldığınız ürünü, hemen teslim almak istiyorsunuz. Bu konuda normal siparişlerinizde olduğu gibi, 3-5 gün kargo bekleyecek haliniz yok. Genelde aynı gün teslimatın geçerli olduğu bu satın alma yöntemi, kargo şirketlerini 3-5 saat içinde teslimatı mümkün kılacak bir altyapı yatırımına zorluyor.

İşte bu, bence bu yüzyıla ismini verecek bir hız devrimidir.

Üstelik Korona Dönemi’nde Sanal Hıza bu kadar da alışmışken, salgın geçse bile hiç kimse bu hız lüksünden vazgeçmeyecektir.

Toplantılar için öyle saatler boyu seyahat sıkıntısını bir daha çekmek istemeyeceğiz kesinlikle. Birkaç dakika içinde davetlerin yapılıp, online hale geldiğimiz Zoom’lama yöntemleri, bizi sanal toplantı odalarına ışınlıyor adeta. Covid19’un belki de en büyük faydası, Home Office dediğimiz evden ve uzaktan çalışmanın (Distance Working) kerhen veya mecburen olsa bile bir çok şirket tarafından vazgeçilmez hale gelmesi. Pandemi sonrasında işin belli bir yüzdesinde, en azından belli günlerde bu yönteme devam edeceğiz gibi görünüyor.

Hazır çocuklarımızın okulu da uzaktan eğitim ile (Distance Learning) gül gibi gidiyorken. Benden söylemesi. Kendinizi bu Hız Kültürüne alıştırın Dostlarım.

Özellikle ürün geliştiren, Ar&Ge yapan, yeni bir startsup ile girişimciliğe başlayan genç kardeşlerim. Mükemmel olmak iyidir. Ama bu zamanla olacaktır. Üstelik yatırımı ve ürünü mükemmelleştirmenin sonu da yoktur. Bu açıdan içinizdeki mükemmeliyetçi ruhun sizi yavaşlatmasına izin vermeyin. Siz hızlı olun. Rakipleri bir geçin. Onlar geride kalma şaşkınlığını üzerlerinden atarken, siz biraz daha mükemmele yaklaşmış olacaksınız zaten.

Bu konuda size çok faydası olacağına inandığım bir önerimle bitirim.

İşinizi ne yavaşlatıyor? Sizi ne engelliyor? Ne durduruyor?

Şirket bütününde bununla ilgili bir anket (ama yüz yüze görüşme mümkünse bunu tercih edin) çalışması ile, sizi yavaşlatan unsurları bulun.

Babanızın oğlu bile olsa acımayın. Sizi yavaşlatan şey bir kişi ise, uyarın, eğitin, geliştirin. Baktınız olmuyor. Hızınıza ayak uyduramıyor. Ondan kurtulun.

Sizi yavaşlayan şey sistemse, yenisini kurun. Devrim yapın. Radikal davranın!

Sizi yavaşlatan şey üretimse, Endüstri 4.0’a geçin. (İnsanlar yavaş yavaş insansız Endüstri 5.0’a geçerken, siz endüstri 4.0’ı ıskalamayın) Robotik bir sistem kurun. Internet of Things – Nesnelerin İnternet’ini anlayın. Yakında 8 milyar insan 40 milyar Şey’e (nesneye) entegre olacak, bağlanacak. Akıllı Fabrikalar çoğalacak. Siz de şirketinizi akıllandırın. Daha fazla teknoloji şirketine dönüşün.

Zira bu devrimi başaramayanların, başarısız kalacağı çok özel bir yüksek hız dönemini girmiş bulunuyoruz. Hayırlı yolculuklar…

Copyright 2021 DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi A.Ş. Tüm hakları saklıdır.
Haftalık Yayın Listemize Kayıt Olun