Yaşam Tuzakları

Performans hepimizin ortaya koyduğu sonuçtur. Performans kişinin sahip olduğu tüm değerlik ve yetilerin sonucu olarak ortaya çıkan davranış olarak da isimlendirilebilir. Performansımızın da kalitesi bizim yaşamda istediklerimizi elde etmede, mutlu, başarılı ve  sağlıklı birey olma yolunda en önemli hazinemizdir.

 Performans, yaşamda istediklerimizi elde etmede amaçtan çok bir araçtır. İçinde bulunduğumuz ruhsal ve zihinsel durum yeteneklerimizin ötesinde performansımızın kalitesini belirler. Yani ne hissediyorsak öyle davranırız ve hislerimiz genelde performansımızı belirler. Hislerimizi ne kadar kontrol etmeye kalksak da bir ölçüde başarılı olsak bile tamamen onları yok sayamayız. Belki maskelerimiz yardımımıza koşsa da, mantıkla bazı şeyleri açıklamaya kalksak da bir işi veya kişiyi sevmiyorsak sevmiyoruzdur. Zorlada güzellik olmayacağına göre duygular çoğunlukla mantığı dövecektir.

 Başarılı olmak zor görünse de aslında başarısız olmak daha zor ve daha acıdır. İnsanlar istedikleri durumlarda olmadığı veya o ruhsal ve zihinsel atmosferi oluşturmadığı zaman duyduğu duygular yetersizlik, acı, yalnızlık, değersizlik, ve kendine saygı ve güvende eksiklikler olarak ortaya çıkar. İnsanların çoğu böyle yaşamaya alışıktır. Mutlu olmayı, tebessüm etmeyi, coşkuyu yeterince yaşamayan ve yaşamaktan kaçınan ve bunu belli etmekte zorlanan insanlar çoğunlukla acı ve mutsuzluğu erdem sayarak acıları paylaşmayı da bir tür iletişim! olarak kabul etmektedirler. Aslına bakarsanız bu düşünsel virüslerin başkalarına transferinden başka bir şey değildir.

 Bu makalenin konusu aslında yaşam tuzakları idi. Ve çoğunluklada başarılı, yani istediklerini elde eden, kendini bulmuş, olgunlaşmış ve yeterliklerini  kabul etmiş insanlarla birlikte, herkesin zaman zaman düştüğü, düşebileceği yaşam tuzaklarıdır ve sinsi sinsi bizleri tuzağına düşürmeye çalışmaktadır. Bu tuzakları NLP’nin kurucularından Richard Bandler, başarı, ciddiyet ve kişinin kendini aşırı önemsemesi olarak belirlemiştir. Ben buna kişinin kendisini olduğundan aşağı görmeyi de ekliyorum. Şimdi bu tuzaklara kısaca bir göz atalım.

 Başarı hepimizin arkasında koştuğu ve istediklerimizi elde etmekle eşleştirsek de aslında bu başarıların çoğu dışsaldır. Dış başarılar tabii ki önemlidir. Bir çok zaman kendi değerini ortaya koyduğu bu başarılarla özdeşleştirmeye başlar. Yani ne kadar başarı o kadar değerlik vardır. Bir süre sonra başarı kişiyi egemenliği altına alarak onu adeta bir köle gibi kullanmaya başlar. Birey bu başarıyı kazara üretemez ise benlik ve kişilik değerlerinde azalma başlar ve felakette kapıyı çalar. Oysa başarı kişinin kendisiyle özdeştir. Kişinin varlığı başarının ta kendisidir. Başarıyı başarı için ve zorlanma gereği üretmek yerine bireyin hayatına anlam arayışı ve yaşadığı hayata anlam verme boyutu olarak yeniden belirlerse daha doğru yapar. Birey başarının kölesi değil, başarı bireyin ürettiği doğal bir performans olur ve bunu sindirmek ve keyfine varmak daha insancıllaşır. Aksi takdirde başarı için güdülenmiş ve zorlanan insanlıklarını unutmuş ne olduklarını karıştıran bireyler topluluğu yalnızlık, ve mutsuzluk trajedilerine mahkum olacaktır.

İkinci tuzak ciddiyettir. Ciddiyet asık yüzlü, gülmeyen, şekiller içinde kaybolan ve zorlanan insanı temsil eder. İnsanlar ciddiyetle kararlı ve istekli olmayı karıştırırlar. Ciddiyet uğruna insanların coşkularını içine koymadıkları işlerin kölesi olurlar. Çocuklar yaşamda değer vereceğimiz ve onlardan çok şey öğreneceğimiz yaşamsal önem taşıyan rol modellerimiz olmalıdır. Onlar doğallığın, yaşamdan keyif almanın, sadeliğin, kendin olmanın, enerjinin, iyimserliğin temsilcileridir. İnsanlar büyüdükçe kendilerini ciddi olma oyununa fazla kaptırdıkları için ne kadar zorlandıklarının farkına geç vermekte hatta bazen bu yüzden yaşamı ıskalamaktadırlar.

Üçüncü tuzak ise, kişinin kendi rolünü abartarak ve yaşamın merkezine koyarak başkalarını küçümseme eğilimleridir. Onlar imparator, kral, guru, lider vs gibi rolleri üstlenirken bir an insan olduklarını unuturlar. Arkasındanda nevrozların esiri olmaya ve iç korkuları yüzünden rollerini abartmaya başlarlar. Etrafınıza bakarsanız onları sıklıkla görebilirsiniz. Onlar vazgeçilmezleri oynarlar. Herkes onlara saygı duymalı, korkmalı, saygıda kusur etmemelidir. Onlarsız tuvalete bile gidilemez. Onlar ne diyorsa doğrudur, yanılmazlar. Unvanları kişiliklerinin önüne geçer. Koskoca X, Y, Z’ler olarak sıfatlara sarılırlar.

Hiç kimse insan olmaktan öteye gidemez. İnsanın kim olduğu da bellidir. Rolü de, sınırları da.

Diğer bir tuzakta kişilerin kendilerini başkalarında aşağı görmeleridir. Bu bireyin kendini başkaları ile  kıyasıyla başlar. Oysa kimse kimseyle kıyas edilemez. Her birey tek, eşsiz ve kendine özgüdür. Dolayısıyla kişinin kendini bazı davranış biçimleriyle kıyas yapması doğal olsa da, özünde kıyas yapmak son derece yanlış ve tutarsız bir durumdur. Kişi ancak kendini kendiyle kendi içinde kıyas yapabilir. Kişi kendini keşfetmeye başladıkça kendi eşsizliğinin farkına varmaya başlayarak yaşamını misyonu doğrultusunda yeniden biçimlendirecektir. Bir anlamda kişi yeni insan olmak yolunda keşfe çıkacaktır. Bu durumdaki bir bireyin performansı da evrensel değerler üstüne oturacak ve mutluluk, başarı, huzur kendiliğinden üretilecektir.

İnsanlar içindeki mükemmelliklere ulaşılabilir, istediği insan olabilir, istediklerine ulaşabilir. Bu aslında hiçte zor değildir. Bunları gerçekleştiren sayısız insan da vardır. Doğalık, sadelik, kendin olmak, insanın kendinin farkına varması, yaşama anlam vermesi, bir çocuk gibi anı yaşayabilmesi ve doğallığı aslında en büyük başarıdır.

Yaşam yaşandığı kadar vardır. Ve yaşandığı kadar anlamlıdır.

Prof. Dr. Turgay BİÇER