Ücret Yönetiminin Ulusal İş Gücü Yapılanmasındaki Rolü

Gelişen ekonomilerin en büyük sorunlarından bir tanesi de iş gücü piyasasının var olan ölçek, gelecek ölçek ve sektörlerin gelişimine göre yeterince detaylı bir şekilde planlanamaması ve yönlendirilememesidir. Mevcut gelişmiş ekonomiler gerek toplumdaki yaş ortalaması, şehirleşme vb. demografik özelliklerin değişmesine gerekse de uygun planlama yapılmadığından dolayı kültür uyumsuzluğu, iletişim eksikliği vb. birçok soruna neden olan iş gücü ithalatı yapmak zorunda kalıyorlar. İlginç bir şekilde iş gücü ithalatı yapan birçok ülkenin işsizlik oranlarının eskisinden çok farklı olmadığı gözleniyor. Peki neden işsizlik halen varken iş gücü ithalatına gerek duyuluyor? Genelde bu sorunun devletin yeterince iş gücü planlaması yapamamasından kaynaklandığı söylenmektedir fakat bu, birçok açıdan bakılması gereken bir meseledir.

Türkiye de artık gelişen ve büyüyen bir ekonomi olarak Dünya’daki en gözde ülkelerden bir tanesi haline gelmiştir. İş gücü piyasasında benzer sorunları Türkiye’de de yavaş yavaş görmeye başladık. Henüz bariz bir şekilde ortaya çıkmasa da belirli önlemlerin şimdiden alınması gerekmektedir. Birçok sektörel kuruluş ve şirketlerin yöneticileri, vasıflı işçi hatta vasıfsız işçi bulmakta zorlandıklarını belirtiyorlar ve bu konuda sürekli olarak devlet yönetiminden adımlar atılmasına yönelik olarak istekte bulunuyorlar. Tekstil, inşaat, gıda / perakende vb. birçok sektörde ürün veya hizmet üretiminin ana kaynağı olan işçi / vasıflı / vasıfsız eleman bulmak, özellikle büyük şehirlerde gittikçe zorlaşmaya başladı. Örneğin inşaat sektörüne baktığınızda birçok işsiz inşaat mühendisi bulunuyor iken operatörler kademesinde arzın talebi karşılayamadığı görülmektedir. Benzer şekilde birçok sektörde işletmeci, yönetici, ihtisas sahibi kişileri istihdam etmek çok kolayken, işi en temelinde üreten işçileri bulmak zorlaşmaktadır. Bu sorunun birçok nedeni bulunmaktadır. Üniversite mezunu olmanın sanki hayatta kalmak adına şart olduğu algısı, eğitim sisteminin ve sosyal şartların her bireyi bu şekilde yönlendirmesi bunun altında yatan en büyük nedenlerdendir. Doğal olarak eğitime 15 yılını veren bir kişi de eleman veya operatör olarak çalışmak isteğinde olmuyor. Emeğe ve ustaya verilen değerin ancak lafta kalması da tabii ki düzenin bu şekilde oluşmasına katkı sağlıyor. İşi veya süreci yöneten / denetleyen kişi ile işi yapan / üreten kişinin arasındaki ücret veya genel anlamda mali ve sosyal hakların dağılımından dolayı iş gücü arzı da bu şekilde kendisini yönlendiriyor. Eskiden bu gayet rahat bir şekilde işleyen bir süreçti, insanlar birbirinden habersiz, birkaç söylem üzerinden motive oluyor ve işçilikten tatmin olabiliyorlardı. Fakat artık iletişim çağında, herkes kimin nasıl geçindiğini, ne şekilde ödüllendirildiğini, neler yaptığını net bir şekilde görebiliyor. Ücret dağılımındaki dengesizliğin yanı sıra işçi / eleman düzeyindeki kişilere bir kariyer rotası çizilmemesi de bir sorunda bir etken olarak öne çıkıyor. 15 yaşında bir kişiyi düşünürsek, 30 yıl boyunca ortalama olarak aynı maaşı alacağı bir yola doğal olarak girmek istemeyecektir. Bu üniversite mezunu olmayanların da yönetici olabilmesi anlamında algılanmamalıdır. Organizasyon prensipleri açısından her pozisyonun asgari ve optimum kişi nitelikleri bellidir. Fakat sorunun kaynağına baktığımızda aslında şirketlerin elde ettikleri geliri kurum içerisinde adil bir şekilde dağıtamamalarını görüyoruz. Yönetici ile işçi arasındaki gelir uçurumu herkesi yönetici olmaya teşvik etmektedir. Bu dağılım düzeyleri değişmedikçe devlet iş gücüne ne kadar yönlendirme yaparsa yapsın, sonuçta iş için ayırdığı zaman karşısında alabileceğinin en fazlasını almak isteyecek olan iş gücü, planlarını bunun üzerine yapacaktır. Tüm bunların sonucu olarak işsiz lisans mezunlarının sayısı ülkemizde gittikçe artacak, işçi bulmak gittikçe zorlaşacak ve biz de diğer gelişmiş ülkeler gibi daha az gelişmiş ülkelerden iş gücü ithalatına başlamak durumunda kalacağız.

Bu gibi bir durum ile karşılaşmamak için devlet, işverenler, yöneticiler ve toplum ortak çözümler üretmeli, taşın altına elini koymalıdır. Adil gelir dağılımı, sektörel ve kademesel olarak iş gücü planlaması ve sosyal olarak işçinin statüsünün ve değerinin arttırılmasını sağlayacak kampanya ve politikalar Türkiye’nin bu gibi sorunları daha az yaşamasına neden olabilir. Devlet bu konuda somut adımlar atarak eğitim sektörünü şekillendirmeli, iş gücü piyasasına yönelik olarak uzun vadeli planlar yaparak özel sermayeyi yönlendirmelidir. Şirketler ücret politikalarını gözden geçirmeli ve tüm insan kaynağının komple bir ekip olduğunun bilinci ile maksimum ve minimum ücretler, sosyal haklar arasındaki dengeyi gözetmeli, en azından şirket içerisinde adil bir gelir dağılımı sağlamalıdır. İş gücünün etkin bir şekilde kullanımı için tek bir etken yoktur, tek bir kuruluş da bu konuda sorumlu değildir. Tüm aktörlerin katılımı ve katkısı ile Türkiye’nin mevcut ve gelişen nüfus gücü ile çok daha başarılı bir ekonomi haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Ahmet Nedim ERDEMİR
DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi
Genel Müdür / Kurumsal Gelişim Proje Danışmanı