Kurumsal ve Kamusal Alanda Emanet

Emanet kavramı, koruma, iyileştirme ve yönetme sorumluluğunu üzerimize aldığımız görev, makam, mal, şirket, kurum hatta yetim, çocuk, eş, anne-baba, diğer canlı varlıklar, çevre vb. konuların tamamını kapsamaktadır.

Emanet/iş, bir boyutuyla kutsal bir konu olarak tanımlanabilir. Yetki ve tasarruftan çok, yükümlülük getiren, haklara riayet ve saygıyı öne çıkaran, yetkinlikleri tanımlayan bir kavramdır.

Emaneti ehline vermek, emanet yükümlülüğünü taşıyabilecek nitelikteki kişileri görevlendirmek/güvenmek olarak, emanete ihanet ise bu kurala uymamak olarak tanımlanabilir.

Emaneti üstlenen kişilerin yapması gerekenlerin toplamına görev; bu görevin yerine getirilmesi için hatırlatıcı, eğitici ve yönlendirici isteklere iş emri; iş emrini verenlere amir diyebiliriz.

Emanetin verilmesi için bilgi, yetenek, beceri, tecrübe ve ahlak olarak yeterli ve güvenilir olmak temel kabul edilmiştir. Görev tanımlarında belirlenen “kişi nitelikleri” de bu kapsamda hazırlanır.

Emanetin asıl sahibi Hak Teala’dır ve emanet başlığı altındaki en önemli ve anahtar kelime ise “kul hakkı” dır. Kamusal alanda ise kul hakkı ve emanet kavramı ayrı bir önem ve anlama kavuşur.

Bu çerçevede bakıldığında amirlerin verdiği iş emirleri işin ruhuna ve amacına aykırı olamaz. İş görenler de emanetin ruhuna uygun olarak görevini yapmanın yanında, aykırı iş emirlerini sorgulama ve itiraz etmek hakkına sahiptirler.

İhanetin başka bir tanımı ise, çıkarını ahlakının önüne alıp emanetin yükümlülük ve sorumluluklarını görmezden gelmek, görevini kötüye kullanmaktır. Kişinin ve / veya ekibin, kendi(leri)ni güçlü görüp kibirlenerek emaneti “sahipsiz” görmek, hatta istediği gibi tasarruf edeceği sahip olduğu mal kabul etmek düşülebilecek en büyük yanılgıdır.

Bu hassasiyet nedeniyle, kendi öz kültürümüzde “kamudan yararlanan değil, kamuya yararı olan; kamuya yük olan değil, kamunun yükünü omuzlayan” olmak, “erdemli ve salih kişi” olmanın göstergesi olarak görülür.

Geçmişin iyi gün ve dönemlerinde, kul/kamu hakkının ihlali, “dünyada huzurumuzu bozan ve ahiretimizi de mahveden en büyük cürüm” olarak görüldüğü için, en çok korkulan ve özen gösterilen alan kabul edilmiştir.

Bu titizlik nedeniyle, bir konumda sorumluk üstlenmiş görevlilerin kendi lehlerine dolaysız veya dolaylı menfaat sağlamaları, “memur ve yöneticilerin hediye bile kabul edemeyeceği” ilkesi ile engellenmiştir.
Bu ilkeyi benimseyen dikkatli ve ahlaklı insanlar, kamusal göreve talip olmak bir tarafa, teklif edilen görevlerden bile olabildiğince kaçınmışlardır.

Güncel kültür ve ahlakımıza göre ise kamusal alan, “sahipsiz bir talan alanı” durumundadır. Kişilerin, istediği gibi tasarrufta bulunabileceği, gereğinde kendisi ve çevresine menfaat sağlayabileceği alan gibi görülmektedir. En basit haliyle, “bal tutan parmağını yalar” anlayışı, çok doğal karşılanır olmuştur.

Böyle de olunca, kamusal bir görevi üstlenmekten korkmak ve çekinmek bir tarafa, günümüz insanı, hayatta hiç bir işi başaramamış ehliyetsiz kişiler başta olmak üzere, ne pahasına olursa olsun bir kamusal rol/görev üstlenme peşindedir.

Bir kişiden alacağını tahsil etmek için silaha bile sarılan ve özel muhataba veya bankaya olan borcunu bir gün bile aksatmayan insanlarımız; kamunun alacağı olan “vergi” sini, her türlü yöntemi kullanarak hiç ödememekten, becerebildiğince az ödemeye kadar her türlü yöntemi kullanmaktadır.

Kamunun hakkının savunucusu yöneticilerden vergi memuruna, tapu müdüründen belediye görevlisine, noterinden avukatına, mali müşavirinden bilirkişisine kadar kişilerin çoğunluğu da bu alanda görevini ihmal etmekte, hatta kötüye kullanmaktadır.

Böyle bir ortam, bu fasit daire, dürüst ve ahlaklı insan ve kurumlarımızı zora sokmakta, onları ahlaksızlığa yöneltmekte, hatta zorlamaktadır.

Üstelik çoğu akademisyen, din adamı ve kanaat önderleri de duruşları ile buna cevaz vermektedir. Hele bu usulsüzlük, kendisi, ailesi, aşireti veya içinde bulunduğu gruba, partiye, cemaate ve kuruluşa menfaat sağlıyorsa, 3 maymunu oynamaktadırlar.

Kamusal alan ve emanet tanımı da daraltılmış vaziyettedir. Halbuki devlet kurumlarından özerk kurumlara, belediyelerden sivil toplum kuruluşlarına, kurumsal özel şirketlerden şahıs şirketlerine kadar tüm kurumlarda üstlenilen bir görev ve sorumluluk “emanet” tir, hatta kamusal sorumluluk alanıdır.

Yaptığımız bir işin ve ürünün kalitesinin, özelde o kurumu, ancak genelde tüm ülke insanını etkileyen tarafı olduğunu kim inkâr edebilir?

Verilen görevi/ emaneti hakkıyla yerine getirmek ve korumak yerine; o konumdan menfaat hatta itibar kazanmak isteyen kişide ciddi bir ahlak sorunu vardır.

Doğru olan, o konumu kendi lehine ve çıkarına kullanmak değil, anlaşmaya ve sözleşmeye uygun olarak, görevi başarıyla tamamlamak ve yerine getirmektir. Emanet kavramının doğru anlamı budur. İster özel sektör, ister STK veya kamu sektörü olsun bu böyledir.

Süleyman Erdemir

DD Yönetim Kurulu Başkanı / Yönetim Danışmanı

DD ‘nin 21. Bülten Baş Yazısıdır.

*tüm hakları DD’ye aittir. İzinsiz olarak kullanılamaz, referans göstermeden alıntı yapılamaz, maddi/manevi tazmin hakkı saklıdır.