İletişimde Düşünülmeyen Boyut

Hayat denen oyunun birer aktör ya da aktristi olarak rolümüzü oynarken yanılgılar içinde olduğumuzu, zaman zaman bazı açık gözlerce aldatıldığımızı, aldanmaktan ya da aldatılmaktan niçin haz duyduğumuzu hiç düşünmemişizdir.

Eğer yaşamı gerçeklik içinde somut niteliklerle algılayamıyorsak yaşamımızı ya kendiniz ya da başkalarınca hazırlamış kurgu senaryolar içerisinde tükenmesine müsaade etmiş oluruz ki bu en değerli varlığımız olan hayatımıza ihanettir.

Kullandığımız kelime ya da kavramların büyük bir yüzdesi soyuttur, mücerrettir. Ancak %20 kadarının müşahhas yani somut olduğu söylenir. Somutlar aksi iddia edilemeyen, her yerde ve her şeyde aynı olan, kimseye göre değişmeyen ölçeklerdir. Somutta kavga, tartışma, inatlaşma yoktur. Çünkü hiç kimse ölçülebilen, tartılabilen kısaca kanıtlanması her yerde ve her zaman mümkün olan bir olguyu itiraz edemez karşı koyamaz. Ama soyutta herkese göre değişen anlamlar, değerler ve yorumlar vardır. Soyutlukta aldanma esastır. Soyutlukta laf ebeliği, laf kalabalığı, dalkavukluk başarılı yöntemler olarak kullanılır.İnsanlara gereken değil duymak istedikleri duyurular, gerçek ölçüler değil hayali ütopik güzellikler sunulur.

Esasen yaşamdaki  en büyük tehlike insanların duymak istediklerini söyleyenlere inanmak gibi kendi aleyhlerine bir eğilimin tutsağı olmalarıdır. Zira bu zafiyet onları şarlatan, niteliksiz, vitrini güçlü bir yerlere karşı savunmasız bırakır. Özellikle iş hayatında tepe yöneticiler, bütün detaylara inme şansına sahip olmadıkları için ihtisasları ya da ihtisas alanlarındaki tecrübeleri şüpheli açıkgözlerce önemli ölçüde aldatılırlar. Zira gösterilen tablo, getirecekleri bakımından soyut kavramların güçlü anlamları  ile bezenmiştir.

Kavramları normal anlamlarının dışında düşünmeye alışmamış kişiler ne yazık iyi niyetlerinin kurbanı olurlar. Onun için yaşamın bütün ilişki ve oluşumlarında somutları kullanmak ya da somutları kullanarak irdelemek gelecekteki hatalı sonuçlara ve onların yaratacağı düş kırıklığına mani olmak bakımından çok önemlidir. Özellikle iletişim teknolojisinin birbirlerine yakınlaştırdığı toplumlar, milletler ya da ülkeler birbirlerinden bilgi alma gibi yüksek bir şansa ulaşmışlardır. İlk bakışta fevkalade doğru görülen bu tutum nedeniyle kurumlar ya da toplumlar birbirlerinden bilgi alma gibi yüksek bir şansa ulaşmışlardır. İlk bakışta fevkalade doğru görülen bu tutum nedeniyle çoğu kez bünyelerine kurumlar ya da toplumlar birbirlerinden bilgi ya da yöntem transferleri yaparlarken çoğu kez bünyelerine uymayanları da alıp uygulamaya çalışırlar.

Böyle bir hareket tarzının DOĞAL SONUCU, başarısızlık, düş kırıklığı ve hüsrandır. ÇÜNKÜ; Soyutlukta yanılmak aldatılmak doğal olduğu için AKILLANMAK veya AKILLANMAMAK birer sonuçtur. Ancak kişi akıllanıncaya kadar zaman, emek, para, ümit vs. harcanmış, sonuç hüsran olduğunda doğruyu yakalamış ya da anlamıştır ama iş işten geçmiştir. Akıllanmak, kişilerin birçok kayıptan sonra gecikerek ulaştıkları, gerçek karşısında kendilerini savunmaları için bir düşünsel kamuflajdı.

Somut ise hiç değişmez, aldanmak ya da aldatılmak mümkün değildir. Somutta akıl vardır. Akıllı olmak vardır ama akıllanmak yoktur. Çünkü kaybederek akıllanmak yerine, kaybetmeden kazanmak yani akıllı olmak galiba gelişmişliğin niteliğidir.

Av. Ergun ZOGA