DD Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman ERDEMİR’in Temel Değerler Bildirgesi

23 Haziran 2013 / DD’nin 20. Yılı

Değerli paydaşlarımız,

Şirketimizi ve bizi bugünlere taşıyan, ayakta tutan ve itibar kazandıran ve de bizi geleceğe taşıyacak, hem sosyal, hem de ticari ilişkilerimizin temel prensiplerini bir bildirge olarak görüşlerinize sunuyorum:

İşimizi yaparken başkasının göremediği eksiklik ve yanlışlığı gizlememeli; göremediği güzelliği de ihmal etmemeliyiz. Bilelim ki Allah gizli-açık her şeyi görür ve bilir.

Kişisel ve kurumsal tekâmülümüzü yani sürekli gelişimimizi her an ve ömrümüzün sonuna kadar sürdürmeliyiz.

Araştıran, sorgulayan, sürekli okuyan, düşünen, üreten ve yenilikler getiren olmak, insan olmamızın temel göstergeleridir.

İnsanın hem beden, hem akıl ve hem de gönlünün iki temel gıdası vardır: Helal Lokma ve Yararlı bilgi. Bu ikisinin nitelikleri ayrı bir önem taşır, ayrı bir özen gerekir.

Çok kazanmaya değil, emeğimizin karşılığında ve helal kazanmaya önem vermeliyiz. Rüşvet, hile, vb. iş ahlakımızı bozan ve kazancımızı bulandıran haksız kazanç yollarına tevessül etmemeliyiz.

Faiz, yalan, sözünde durmama, emanete ihanet gibi büyük günahlardan sakınmalıyız.

Getirisi çok da olsa şüpheli kazanç yollarından bile sakınmak en güzelidir.

İşyerimiz, kendimiz, ülkemiz ve insanlığa hayır sağlayan bir imkân ve fırsat; aynı zamanda salih amel defterimizdir. Üretkenliğini ve temizliğini korumalı, haram ile lekelememeli, kişisel isteklerimizle zayıflatmamalı ve tamahkârlıkla yok etmemeliyiz.

Şirketimizi, üzerimize aldığımız bir emanet olarak görmeli, daha da geliştirip bizden sonraki neslin arasından en ehil kişinin yönetimine devretmeliyiz. Bizden sonraki neslin yetişip gelişmesine de en az kendimiz kadar önem vermeliyiz.

İşe, her gün ekip halinde ve sürekli bir şekilde zamanında başlamak başarı ve verimin anahtar faktörüdür.

Otoritemize özen göstermeliyiz. Mesai arkadaşlarımız ve ekibimiz üzerinde iş yaptırma gücü sağlayan otorite, iyi örneklik, tutarlılık, bilgi, adalet, saygı ve sevgiden kaynaklanan güven ile oluşan bir beceridir. Sadece makam ve unvan kaynaklı güç, despotizmden başka bir şey değildir.

İşimize ve işyerimize hakkını vermeli; planlı, disiplinli, düzenli ve dürüst bir şekilde, zorluk ve engellere aldırmadan çalışmalıyız.

Gayret, çalışma ve dualarımıza Allah mutlaka fazlasıyla karşılık verir. Ama bazen bu karşılığın ne olduğu ve bizim için nasıl ve ne zaman olmasının hayırlı ve güzel olduğunu bilemeyiz.

Rezzak olan Allah’tır. Az verir, çok verir; azaltır, çoğaltır. Hepsi O’nun iradesindedir. Her iradesinde bir hikmet ve güzellik vardır. Bizim hayır gördüğümüzde şer; şer gördüğümüzde hayır olabilir, Allah bilir biz bilemeyiz.

Yeterince ve gereğince gayret ettikten sonra, tevekkül, şükür ve kanaat en güzel olandır.

Ortak, çalışan, müşteri, tedarikçi, proje ortağı, uzman, hatta arkadaş, kardeş vb. kişi ve kurumlarla yaptığımız anlaşmalarımızda; hem kendimizin, hem de karşıdakinin haklarını garanti altına alan ve caydırıcı yaptırımlarla suiistimali önleyen maddeler açık ve net olarak belirtilmelidir.

Kayıt ve belgeye dayalı iş ve anlaşmalar, duygusallık, kötü niyet ve unutkanlığın getirdiği yanlışlıklara karşı teminat; aynı zamanda her an ölebileceğimize imanın göstergesidir.

Bu yönüyle değerlendirdiğimizde kurumsallık, tüm taraflar ile yapacağımız iş ve işlemlerimizi yanlışlıklardan koruyup düzenli hale getirerek, kalıcı güven ortamı sağlar.

Güven ile denetim, birbirinin alternatifi değil tamamlayıcı parçaları olup, bir elmanın iki yarısı gibidir. Denetlemek ve denetlenmek, kalıcı güven ortamının güvencesidir. Duygusallık ile ihmal etmeyelim.

Zihinsel ve fiziksel emeğin değeri ve emekçinin hakkı, her şeyin üzerinde öneme sahiptir. Bu konudaki titizliğimizi ve özenimizi hiç gevşetmeden sürdürmeliyiz.

Danışma yani istişare, isabetli ve doğru karar vermenin ve de ortak akıl oluşturmanın en önemli, vazgeçilmez aşamasıdır. İstişareye özel önem vermeliyiz.

Ancak, görüşümüze dayanak aramak yerine, doğru görüşe ulaşmak için danışmalıyız ve danışma, doğruluğu kesin konuları ve kararları tartışmaya dönüşmemeli, kararsızlık vesilesi olmamalıdır.

Çalışanlarımız, uzmanlarımız, müşterilerimiz, tedarikçilerimiz ve dostlarımızın öneri, değerlendirme ve eleştirileri bizim için gelişim fırsatı ve en iyi hediyedir.

Tüm muhataplarımızın eleştiri ve önerilerine teşekkür etmek; sorularını cevaplamak, bizim hakkımızda bilmesi gerekenleri zamanında ve yeterince paylaşmak onların hakkı ve bizim görevimizdir.

Öneri ve eleştirilere fırsat ve değer vermez, ilgili taraflar ile gerekli bilgiyi paylaşmaz isek; gelişemeyeceğimiz gibi, aynı zamanda dedikoduya da ortam hazırlarız. Unutmayalım ki, bir kurum ve toplumu dedikodu, fitne, yalan ve adaletsizlik tahrip ve yok eder.

Her zaman adil olmalıyız. Adaletin en belirleyici özelliği en kızdığın kişide ve en kızgın olduğun anda (üstelik kendi menfaatine aykırı durumlarda), ilgili taraftaki doğruyu ve güzelliği görmek ve hakkını verebilmektir.

Bir ortağımızdan veya işyerinden ayrılırken veya çalışanımızın işine son verirken karşıdakinin hakkını gözetebilmek ve teslim etmek, adaletin en iyi göstergelerindendir.

Bunu yapabilmek için de, olaylara sükûnet, suhulet ve hakkaniyet ile yaklaşmak; konuya anın ve güncelin baskısından uzak, hak ve hakikat penceresinden bakabilmek gerekir.

Hayatta en önemli beceri, her konuda denge kurabilmek; önem ve öncelikleri doğru yerine yerleştirebilmektir.

Müsamahakâr ve affedici olmak ile tavizkar ve kararsız olmayı; duygulu ve akıllı olmak ile duygusal ve pragmatist veya rasyonel olmayı birbirine karıştırmamalıyız.

Güler yüzlü ve ciddi, mütevazı ve iddialı, hızlı ve sabırlı, güvenen ve denetleyen, esnek ve disiplinli, herkesle selamlaşan ve samimi olan ama mesafesini koruyan olabilmek, iş ve sosyal hayatta en önemli denklemlerdir

Zamanımızı, işimiz, kendimiz, ailemiz, akraba-dost, toplum ve diğer varlıklara tahsis konusunda uyum, bütünlük ve denge kurmamız gerekir.

Zaman en değerli varlığımızdır. Boş geçirmek ve israf etmek bir tarafa, “zamanımızı en iyi şekilde nasıl değerlendirebilir ve yönetebiliriz” konusuna dikkat etmeliyiz.

Boş ve atıl zaman kavramını hayatımızdan çıkarmalıyız. Hayatımız kısa, insani sorumluluk çerçevesinde yapılacak işimiz ise çok fazla!

Dinlenmemiz bile, iş, kitap okuma, sohbet, tefekkür, hobi ile meşguliyet, itikâf, uyuma, ibadet, inceleme, zikir, araştırma, dost ziyareti vb. konular arası geçiş ve değişkenlik şeklinde olmalıdır.

Çalıştığımız kişi ve kurumların mahremiyetlerini, iş ilişkimiz anında ve sonrasında üçüncü kişilere karşı korumak, ayıp ve kusurlarını örtmek bizim ayırt edici özelliğimizdir.

Hayatımızın her alan ve evresinde daima nazik, mütevazı, dik duruşlu, kararlı, çalışkan ve sabırlı olmalı; kolaycılıktan, acelecilikten, gösterişten, kibirden, gururdan, hasetten, korkaklıktan, hırstan, kabalıktan ve kararsızlıktan uzak durmalıyız.

Güleryüz, güzel söz, güzel muamele ve selamlaşma, doğru ilişki ve iletişimin anahtar faktörleridir.

Bilgi, beceri ve tecrübemizi, herkes ile paylaşalım, edep ve tevazu ile insanlığa ve ülkemize hizmet etme vesilesi yapalım.

Özgüvenimizi, nefsimizin Şımarıklığına dönüştürmeyelim. Özgüven; bilgi, edep, ahlak, sevgi ve tevazu ile birleşince güzel ve hayırlı sonuçlar üretir. Yoksa nefis, tek başına genellikle yanlışa yönlendirir.

Makam, varlık, zenginlik ve şöhret, itibarın göstergesi değil, imtihan vesilesidir. Kişisel itibar, “insan” olmakla; kurumsal itibar ise, “etik değerlere ve taahhütlere uygunluk” la sağlanır. Kendimizin ve de diğer kişi ve kurumların değerlemesini buna göre yapmalıyız.

Ticari kaygılarımız, ilişki ve iletişimimizde hiçbir zaman ana belirleyici olmadı, olmamalı da. Konulara ve insanlara, insani, ahlaki ve dostane yaklaşımımızı kesintisiz sürdürmeliyiz.

Hikmet ehli insanları arayıp bulmalı, istifade etmeliyiz. Kendimizin de hikmet ehlinden olmamız için dua ve gayret etmeliyiz.

Sadık, salih ve fazıl( erdemli) insanlarla bir arada olmaya, onlarla dost olmaya özen göstermeliyiz. Bunlarla olmak bizi yanlışlara karşı korur.

Kurucu ve kurucu ortaklarımızı, her zaman hayır dua ve şükranla anmalıyız, Vefa en büyük haslettir.

Ebeveyn, kardeş ve akraba ile ilişkimizi ülfet ve muhabbetle sürdürelim. Hiç bir bahane ile küsüp, selam ve irtibatımızı kesmeyelim.

Anne-babamıza ve âlimlere hizmet ve hürmet bize şeref; onlara istişare ve rızalarını almak ise bereket ve hakka işarettir.

Dost, akraba ve arkadaşlarımızı düzenli olarak ve sırf Allah rızası için ziyaret edelim. Sadece işimiz ve ihtiyacımız olduğunda birbirimizi hatırlamayalım.

Ayrıca, hasta ve sıkıntılı olduklarında dost ve akrabalarımızın yanlarında olalım; cenaze ve düğünlerine katılalım ve davetlerine icabet edelim. Gündelik işlerimiz bize engel olmasın, bunların olmadığı yerde dostluk olmaz.

Ticari faaliyetlerimize ek ve paralel bir şekilde, içinde bulunduğumuz toplumun ve insanlığın, gelişimine ve sorunlarının çözümüne kişisel ve kurumsal katkı sağlamalıyız.

Ayrıca ekolojik dengenin korunması, kaynak israfının önlenmesi vb doğal çevre sorunları ile de ilgilenip gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması için gayret sarf etmeliyiz

Bu çerçevede, toplumsal sorumluluk alanlarında gönüllü görevler üstlenmek, projeler üretmek ve var olan projelere destek olmak insanlığa karşı borcumuzdur.

Yürüttüğümüz projelerdeki insan kaynakları yaklaşımımızda, yetkinlik, erdem ve iş ahlakını ön plana almalıyız. Her din, düşünce, ırk, renk ve dilden insanlar ile projelerde, bu bağlamda birlikte çalışmalı ve işbirliği yapmalıyız.

Rakip dâhil her kese karşı güzel muamele ve hayır duada bulunmalıyız. Rekabeti, daha güzel sonuçlar üretme yarışından öteye taşımayalım. Gerektiğinde rakiplerimizle de işbirliği ve dayanışma içinde olmalıyız.

Ortak, kardeş, çalışan, müşteri, tedarikçi, hele hele kamu haklarına özen gösterelim.

Tüm taraflara karşı, kanun, ikili anlaşma ve taahhütlerimizden doğan tüm yükümlülüklerimizi hiçbir bahane arkasına sığınmadan tümüyle ve tam zamanında yerine getirmeliyiz.

Özellikle çalışanın ve tedarikçinin ödemelerini, ne pahasına olursa olsun bir gün bile geciktirmeden yapmalıyız.

Çalışanın ücret ve sigortasından, kamunun vergisinden, ortağın kazancından, müşterinin ürün ve hizmet kalitesinden kaçırarak ve tedarikçinin ödemesini zamanında ve tam yapmayarak kar ettiğini zannedenler büyük vebal altına girerler. Aman dikkat edelim.

Açık ve şeffaf olmaktan, ortak, kardeş, akraba, çalışan ve kamu dâhil herkese hesap vermekten gocunmamalı, zevk almalıyız. “Asıl hesap günü” öncesi veremeyeceğimiz hesap kalmasın!

Her gün anlayarak ve düşünerek Kuran okumalı ve farz namazlarımızı zamanında ve düzenli kılmalıyız. Kuran, hayat ışığımız ve rehberimiz; Namaz ise, dinin direği ve hayatın düzenleyicisidir.

Dünyadaki hiç bir menfaat, 2 rekât farz namazımızı terk etmeye, her hangi birinin küçük dahi olsa hakkını yemeğe, kalp kırıp gönül incitmeye, büyük günahlardan bir tekini işlemeye ve insanlar önünde eğilip bükülmeye değmez.

Nefis ve Şeytan aldatıp veya yanlışımızı süsleyip, günahlarımızı hafif, yaptığımız iyilikleri büyük göstermesin ve bizi cimriliğe sevk etmesin.

Ehliyet ve liyakat da, tıpkı bunları geçekleştirebilecek akıl, güç ve sağlık gibi Allah’ın bize bahşettiği nimetlerdir. Bu nimetleri kullanarak yaptığımız çalışma sonucunda ürettiklerimizin ve kazandıklarımızın bize ait olmadığını bilelim.

Servet, mülkiyet değil emanettir. Mülk Allah’ındır.

Kazandıklarımızdan nefsimizin ihtiyaçları için harcadıklarımız yani yediğimiz, içtiğimiz ve tükettiğimiz tüm dünyalıklar yok olur/toprak olur, burada kalır.

Allah (C.C.) rızası için verdiklerimiz, ikram ettiklerimiz, harcadıklarımız, Allah tarafından onlarca, yüzlerce hatta binlerce kat artırılarak bize geri iade edilen “kendimiz için ahiret yatırımımız” dır. Üstelik dünyada da bize bereket, sevgi ve onur verir.

Nefsimizin ve evimizin ihtiyaçlarını düşünelim ama abartıp, lüks ve israfa kaçmayalım

Zekâtta asgari ve zorunlu oran % 2,5’tur. Ama hayırda ve infakta, gerçek takva sahipleri için ne zenginlik alt sınırı, ne de verme oranı vardır.

Biz Hz Peygamber, Hz Ebubekir ve Hz Ali gibi olamayız ama bilelim ki O’nlar için verme oranı, anlık asgari ihtiyaç dışındakilerin % 100’ü idi. Biz ise % 10’un altına düşmemeye gayret edelim.

Sadaka, servet emanetine sadık kalanların amelidir. Hakikati tasdik eden, serveti tasadduk eder.

Güvenilir STK ve hayır kurumlarına, düşkünlere ve ihtiyaç sahiplerine de elimizden geldiğince destek olduk, olmaya da devam etmeliyiz, bu desteğimiz bize hayır ve bereket getirir.

Nimetleri karşısında Allah’a şükretmeyi, acziyetimiz ve ihtiyaçlarımız karşısında O’na dua etmeyi, günahlarımıza sürekli tövbe etmeyi; insanlara teşekkür etmeyi ve gereğinde özür dilemeyi; kâinattaki tüm varlıkların haklarına saygılı davranmayı ihmal etmemeliyiz.

Dünyada da ahirette de izzet, şeref, bereket ve asıl kazanç bunlardadır.

Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerimi(ni)ze olsun.

Süleyman ERDEMİR

DD Kurucu Ortağı / Yönetim Kurulu Başkanı

* Tüm hakları DD’ne aittir. Referans ve link vermeden paylaşılamaz.