%100 Çalışan Memnuniyetine Farklı Bir Bakış

İşletmeciliğin ve işletme yönetiminin gelişimi boyunca insan hiç görülmeyen bir değerden, günümüzde en çok önemsenen değer haline gelen ve üzerinde en fazla teori üretilen konulardan bir tanesi haline gelmiştir. Artık İnsan Kaynakları Yönetimi adı altında sadece insanın yönetimi değil, insanın vaat ettiği değerlerin nasıl açığa çıkarılması gerektiğine dair çalışmalar yürütülmektedir. Personel Yönetimi, Ücret (Paket) Yönetimi, Performans Yönetimi, Kurum İçi Halkla İlişkiler Yönetimi, Çalışan Memnuniyeti Anketleri, Disiplin ve Ödül Yönetimi derken birçok alt dalla birlikte İKY, iç müşteri kavramını birçok sektöre yerleştirmiş bulunmaktadır. Çalışanların yönetimine yönelik olarak bu kadar çalışma varken acaba %100 çalışan memnuniyeti mümkün müdür veya hedeflenmeli midir? Bu yazımızda insan ve işletme bakış açılarıyla bu konuyu değerlendiriyoruz.

İnsan Açısından %100 Çalışan Memnuniyeti Mümkün müdür?

Konu insan olduğundan dolayı önceliği insana vermek lazım. İnsan açısından değerlendirildiğinde motivasyon teorilerine göre insanın yetkinliklerine motivasyonu eklendiğinde veya insanın ideal durumunu parazitler engellediğinde performans ortaya çıkar. Bu motivasyonu veya parazitleri oluşturan ise çalışandan veya iş ortamından kaynaklanan kriterlerdir. Şirketler iş ortamından kaynaklananları yönetebilirken, çalışandan kaynaklananları belli noktalara kadar yönetebilmektedir ki zaten bu yazımızın kapsamının biraz dışında kalmaktadır. Çalışanın memnun olmasının iş performansını arttırdığı yadsınamaz bir gerçektir. Memnuniyet, insanın işine severek gitmesine, severek yapmasına ve işini sahiplenmesine yol açıyor ve bu da verimliliği olumlu etkiliyor. Dolayısıyla %100 çalışan memnuniyetinin olumlu etki yapacağı gibi bir öngörüyü bu formülden yola çıkarak yapabiliriz. Ancak insan yani çalışan olgusunu değerlendirdiğimizde ve sosyoloji üzerine çalışma yapmış birçok düşünürün yazıtlarına baktığımızda, birçoğunda insanın doğası (nefsi) gereği sürekli olarak sahip olduğundan fazlasını arzuladığını ve bu yüzden insanlar arası ilişkilerin bir diğeri tarafından (yönetici, lider, devlet, işveren vb.) yönetilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. İşletmelere de göz attığımızda, bir iş ortamında birçok eksiklik örneğin sosyal haklar, iş ortamının iklimlendirmesi, çalışma ortamı, stres,  psikoloji vb. olmasına rağmen çalışan devir oranının, uluslararası standartlarda iş ortamı sağlayan bir diğer iş ortamından çok farklı olmadığına rastlayabiliyoruz. Çünkü çalışanlar elde ettiği her imkandan sonra bir sonraki aşamaya geçip farklı beklentiler içine girmektedir. Her türlü hakkını sunup, her türlü ekstraları sağlasanız bile mutlu edemeyeceğiniz insanlar olacaktır. Ayrıca tüm çalışanların farklı farklı istekleri veya ihtiyaçlarının olması bu durumu daha da kompleks hale getirmektedir. Ücreti iyileştirmek, özel sağlık sigortası imkanı sunmak, araç, telefon, tatil, rahat çalışma ortamı, Cumartesi çalışmamak derken tüm bunları sağlayan iş yerlerinin bile hala çalışanları elinde tutmak için ciddi efor sarf ettiğini görebiliyoruz. İnsan tarafını değerlendirdiğimizde, %100 memnuniyet olgusunun aslında gerçekçi ve ulaşılabilir bir bakış açısı olmadığını söyleyebiliriz.

İşletme Açısından %100 Çalışan Memnuniyeti Hedeflenmeli midir?

İşletme açısından bakıldığında ise asıl itibariyle tüm İnsan Kaynakları Yönetimi uygulamaları işletmenin verimliliğini arttırmaya yönelik çalışmalardan oluşmaktadır. Yani çalışan memnuniyeti amaçtan ziyade karlılığa dönük olarak bir araç olarak kullanılmaktadır. Tabii kar amaçlı olmayan kuruluşları bu olgunun dışında bırakmak doğru olacaktır. Çalışan memnuniyeti dediğimizde, üzerinde çeşitli motivasyon teorileri üretilen ve işletmelerde insan değişkeninin, mutlu ve motive bir şekilde çalışması dolayısıyla daha fazla üretmesine neden olacak kriterden bahsetmekteyiz. Ancak bazı insan kaynakları uygulamalarına baktığımızda araç, amacı zaman zaman aşmakta ve sanki amaç çalışan memnuniyetiymiş gibi görülmektedir. Özellikle İnsan Kaynakları alanında çalışanların ve müteşebbislerin bu olguyu iyi algılaması gerektiğini düşünmekteyim. Çalışanların mutlu olduğu fakat performansın olmadığı yani karlılığın olmadığı bir işletmede uzun vadede müteşebbisler de çalışanlar da mutsuz olacaktır. Tabii ki konuyu tamamen materyalleştirip insani değerleri saf dışı bırakmak uygun değildir ki zaten her durumunda toplumsal kültürümüzün ve dinimizin gereği olarak işverenin çalışanlarına işletmenin sorumluluklarının ötesinde bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Tüm bu konular ışığında değerlendirildiğinde, gerek çalışan gerekse de müteşebbis için %100 çalışan memnuniyeti hedef olmamalıdır çünkü bu şirketi çalışanların yani yönetilmeye ihtiyacı olanların yönetmesine bırakmaktır. Belki biraz abartı olacak ama %100 çalışan memnuniyeti anarşinin yani Türkçe ifadesiyle iktidar noksanlığının bir başka adıdır. Yönetimde her noktada olduğu gibi çalışan memnuniyeti kriterinde de denge unsuru önemlidir. Çalışanların da bu dengeyi gözetmeleri ve iş yerinin her konuda kendilerinin memnun etme yükümlülüğü olmadığını anlamaları gerekmektedir. Önemli olan unsur ideal haklarla ilgili imkanların ve ötesinde de adaletin sağlanmasıdır. Adaleti sağlayamadığınız zaman atacağınız her adım yeni bir mutsuzluğa sebep olacaktır. Adalet ve şeffaflığı sağladığınızda zaten çalışanlar çalışma ortamı ile ilgili bazı noktaları beğenmeseler de hak vereceklerdir.

Ahmet Nedim ERDEMİR
DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi
Genel Müdür / Kurumsal Gelişim Proje Danışmanı