Almanya Nasıl Başardı?

Almanya’ya değişik şehirlerde kişisel gelişim ve aile içi iletişim seminerleri vermek üzere gittiğimde, oradaki vatandaşlarımızla sohbet etme imkanı bulmuştum. Ağladık, avunduk, karşılıklı hasret giderdik. Bir Türkiye Masalı gibiydi sanki. Seminerlerde pür dikkat kesilip, söylediğiniz her sözü emercesine beyinlerine, yüreklerine çekişlerini görüyorsunuz. Öyle bir özlem içindeler ki. Onlara gurbetçi filan derdik eskiden. Ama yanlarına gidince asıl gurbetin kendi içinizde olduğunu görüyorsunuz. Ve nereye giderseniz gidin, gurbeti yüreğinizde taşıdığınız için bir gölge gibi sizi takip ettiğine şahit oluyorsunuz.

Sizinle Almanya ile ilgili bazı şeyler paylaşmak istiyorum: Adı, Almanya Federal Cumhuriyeti. Başkenti Berlin. Yüzölçümü, 356.910 km². Yüzölçümü 780.576 km². olan ülkemizin yarısından daha az. Biz yüzölçümü açısından AB içinde en büyük ülke ve nüfus açısından da Almanya’dan sonra ikinci büyük ülkeyiz. Almanya’nın nüfusu, 83 milyon. Bizimki 70 milyon.

Almanya’nın GSMH’sı 1.908 trilyon Euro iken, Türkiye’nin 198 milyar Euro. Yani GSMH’da hemen hemen Almanya’nın onda biriyiz. Kişi başı milli gelirleri 25.000 Euro. Bu rakam bizde ise, değişik hesaplama ve tartışmalar sonucunda 4.000 ile 5.000 Euro arası. Yani kişisel kazancımız açısından Almanya’nın beşte biri bile etmiyoruz. Şahıs olarak 5 katımızdan fazla, ülke olarak ise yaklaşık 10 katımız ekonomik güçleri var. Merak etmeyin. Yazıyı ekonomi dersine çevirecek değilim. Ama böyle başlamaktan başka çarem yoktu.

Seminerlerden arta kalan zamanımda elimde kağıt kalem, fellik fellik dolaşıp anket yaptım. Konuştum. Sordum, soruşturdum. Çoğu Alman ve bir kısmı da Almanya’daki yabancı uyruklular olmak üzere, 300’e yakın birebir görüşme yaptım. Çıkış noktam şuydu; Almanya nasıl başardı? Alman başarısının altındaki sır neydi? Nasıl olup da, yarım asır önce neredeyse haritadan silinen bu ülke, AB’nin en dinamik ve Dünya’nın sayılı ekonomik güçlerinden biri haline gelmişti?

İşte sonuçlar;

Siyasete bulaşmadan, dini konulara girmeden, derin mevzulara dalmadan, açık seçik Almanya başarısının sırlarını açıklıyorum, değerli dostlarım.

Sıralama aldığım cevaplara göre yapılmıştır:

  • Erken kalkmak. (Sevgili Fatih Altaylı’nın yazdığı yazıdan bir alıntı değil bu: ama aynen öyle dediler; eşek gibi çalışıp, insan gibi yaşamak)
  • Profesyonel olmak.
  • Kurallara uymak.
  • Vergileri tam ve zamanında ödemek.
  • İşini sevmek ya da sevdiği bir iş bulmak.
  • İş çıkışı mutlaka işin stresini eve gelmeden atmak
  • Her akşam yeteri kadar eğlenmek.
  • Her gün en az bir kez ama çoğu zaman iki kez yıkanmak!!!
  • İşine konsantre olmak.
  • İşi mutlaka ehline yaptırmak. (Onlar en profesyoneline diyor da ben böyle tercüme ettim)
  • Kendini ilgilendirmeyen bir işe asla ve asla burnunu sokmamak.
  • Sadece yapabileceği şeye konsantre olmak.
  • 1 hafta içinde en az 7 arkadaşla sohbet, yeme, içme ve eğlence amacıyla bir araya gelmek.
  • Mutlaka bir şey yapmak, bir şey başarmak, bir katkı sağlamak. (Konuşmalarında boş boş durmak gibi bir deyim kullanmıyorlar. Çünkü yok. Ve Almanlar boş boş durmayı gerçekten bilmiyorlar) Bizde ağaca çıkıp beklemek gibi bir deyim nasıl yoksa, onlarda da boş boş durmak gibi bir kavram yok.

Siz bu başarı sırlarını okurken, ajanslara bir son dakika haberi daha düştü Dostlar;

1,5 milyar İslam Alemi = 57 İKÖ Üyesi ülkenin bir yıl… Çalış… Çabala… Yırtın… Didin… Ürettikleri toplam değer 2.5 trilyon dolarmış.

Sadece 83 milyonluk Almanya’nın tek başına ürettiği 3.5 trilyon dolar.

130 Milyonluk Japonya’nın 4.5 trilyon dolar. Ve 300 milyonluk ABD’nin GSMH’si 12.5 trilyon dolarmış.

Şimdi bu rakamlara bakıp, çaresiz miyiz? Yoksa çare SİZ misiniz? Çare BİZ miyiz? Yeniden bir düşünelim.

Ve unutmadan. Kriz önce yüreklere gelir. Ve bir kriz yürekten atılmadan, hiçbir şirketten, kurumdan veya ülkeden kendi başına çıkıp gitmez. Önce gönüllerdeki krizi söküp atmak gerek.

Bu ise, ilk önce kendimize güvenle, birbirimize güvenle, içimizdeki potansiyele güvenle, başarıya imanla olacak Canlar.

Münir ARIKAN