Tarih / Sıra: 09.08.2017/71
Fikrin Alanı: Kişisel Gelişim
Fikrin Sahibi: Mehmet İlhan PEKZEREN

Zarf mı – Mazruf mu?

Kendi profesyonel iş yaşamım da dahil olmak üzere bir banka yöneticisi olarak bugüne kadar aldığımız, danışmanlık hayatımızda da aktarmaya çalıştığımız, gerek teknik gerekse (soft) tabir edilen eğitimlerin tamamının aslında kişinin davranışlarını geliştirmesinde uygulayacağı çeşitli yöntemler ve yollar olduğunu fark ettim -bundan bir zaman önce-. Bunların hepsi dış görüntüyü kurtarmak adına yapıldı ve yapılıyor. Bu konu üzerine düşündükçe hayatımızın diğer kısımlarında da durumun pek farklı olmadığını gördüm.

Düşünsenize, yiyecekler fast, tarım fast, hayvancılık fast, TV programları fast, evler akıllı, dolayısıyla da akşam kurulması gereken sofralar fast vs. Etrafımızdaki her şey, hemen tüm hayatımız fast. Şehrin nüfusu 20 milyona dayanmış, bir yerden bir yere ulaşmak için gidiş dönüş günün 4-5 saatini yollarda harcıyor insanlar. Diyanet bile fetva verir olmuş ilçe değiştirmekle insan artık seferi sayılır diye. Birçok insan yüzleri asık ve endişeli koşuşturuyor ortalıkta. Yetişmesi gereken işler, teslim edilmesi gereken ürünler, evdeki sıkıntılar, ev ve araba kredi taksitleri, ödenmesi gereken faturalar. Hemen herkes çabalıyor bu sorunlarla baş edebilmek için. Birçok çalışan da eğitimli. Nasıl daha iyi hizmet verilir, nasıl yöneticilik yapılır, paranın maliyeti nelerdir. Buna benzer birçok konuda fikir sahibi insanlar. Birçoğuna ulaşmışız zaten.

İşte bütün bu hengâmenin içerisinde ıskaladığımız çok önemli bir konu var. Yemek zorunda kaldığımız domatesler, tavuk ve kırmızı et ürünleri, içmek zorunda olduğumuz sütler ve diğer hormonlu gıdalar gibi aslında biz insanları da hormonladık. Onlardan azami verimi alabilmek için şekilden şekle sokmaya çalıştık. Paranın maliyeti şöyle hesaplanır, üretimden verim şöyle alınır, atıklar şöyle değerlendirilir, dik dur, gözünün içine bak, şöyle selam ver, böyle tokalaş, gülümse vb. gibi kalıplara sıkıştırdık garibanları. Yani hep ZARF ile uğraştık. MAZRUF yani insanın iç dünyası arada kayboldu git… medi çok şükür. Neyse ki yaratanın bıraktığı yerde duruyor. Biraz üstü küllenmiş, kullanılmadığı için azıcık geçmiş gibi duruyor ama o ateş orada hala var. Onun gıdasını verecek eller bulmak lazım, onu harlandıracak yollar göstermek lazım.

Tüm iş sahipleri ve yöneticilerimiz, hadi insanın iç dünyasına dokunalım. Hem huzur bulup mutlu olsunlar hem de verimleri katlasın. Neticede bir insan, iç güzelliğinin ne kadar farkına varmış ve onu geliştirmiş ise davranışları da ancak o kadar güzel olur. Bunu fark edemeyen insanların tadı da hormonlu domates gibi gelir geçer. Ne güzel kokar, ne de lezzet verir.

Copyright 2018 DD Değişim Dinamikleri Yönetim Merkezi A.Ş. Tüm hakları saklıdır.